Kentten köye.

Gözlemlerim ve edindiğim izlenimler ışığında şehirden bunalan ve kırsala dönmek isteyen insanların genel olarak iki çeşit olduğuna kanaat getirdim. Birinci grup kırsaldan gelmiş ve şehire ekonomik olarak adapte olamamış, kentin nimetlerine ekonomik nedenlerden dolayı erişemeyen tabir caizse dipte debelenenler, ikinci grup ise sahip olduğu ekonomik imkânlar ile şehrin doyumuna ulaşmış entelektüel düzeyde belirli bir birikime sahip olan fakat çıkarcı insan ilişkilerinden, kentin gürültüsünden, hırsından, kir ve pasından  yorulmuş yine tabir caizse zirvede bırakanlardan oluşmaktadır. Kuşkusuz çeşitlilik daha farklı örnekler ışığında artırılabilir. Ancak en temel iki refleksin bu olduğu kanaatindeyim. Bu iki refleksten birincisi yeterince çaba göstermediği için genellikle kırsala dönüş sağlayamamakta ve çoğunlukla özlem duymak ve iç geçirmek suretiyle durumunu muhafaza etmekte ve amacına ulaşamamaktadır. Kırsala dönüşte başarılı olan grup çoğunlukla entelektüel profillere sahip kendini büyük oranda gerçekleştirmiş bireylerden oluşmaktadır. Kanaatimce ikinci grubun gerçekleştirdiği, nitelikli dönüş olarak da adlandırılan süreç daha iyi sonuçlar verecektir. 

Özlem duymak suretiyle kırsal hayaller kuran tipolojinin kentin nimetlerine vâkıf olmaya başladıkça kırsal hayallerini unutmaya başladığı da gözlenmektedir. Bu demek oluyor ki bu refleks gerçek anlamda samimi bir tavır haline gelememektedir. Bu samimiyetten yoksun tavır bir nevi doğal seleksiyon işlevi görüyor kanımca. Eğer birileri gerçekten kırsala dönüp bir şeyler başarmak istiyorsa bu kişiler dönüşün hakkını verecek ve onu gerçekten isteyen kişiler olmalı diye düşünüyorum.

Bu cümleleri elbette ki kırsal hayalleri kuran biri olarak oluşturuyorum. Kısalın mevcut durumu ve izleniminden ayrıca rahatsız olan biri olarak da. Benim nazarımda kırsalda da fevkalade müreffeh ve entelektüel bir yaşam kurulabilir. Hele ki günümüzün iletişim koşulları ve imkânları göz önüne alındığında tarih boyunca hiç olmadığı kadar uygun ve verimli bir dönemde yaşamaktayız. Bu demek değil ki kentler kötü ve gereksiz alanlardır şeklinde bir düşünceye sahibim. Bilakis kentler üretimin beşiğidir. Üretim, sanayi ve hizmet üretmenin ötesinde daha da önemlisi kültür üretimini ifade etmektedir. Kentlerden bütünüyle kopmak değil kırsala dönmekten murat. Kır ve kent dengesini baz alarak kırsalda konumlandırılmış fakat kente de entegre bir yaşam biçimi ideal olan benim nazarımca.

Özetle aşırılıktan uzak, ölçülü, doğa ve toprak ile haşır neşir ama bir yandan da çağın imkanlarıyla ziyadesiyle donanmış bir kır hayatı hayal ediyorum. 

Oluşturduğum tasnife göre iç geçirme durumunda olan bir kır heveslisi konumunda olduğumun da farkındayım. Ama en ahiri emeklilik dönemimi nasip olursa kırsalda geçirmek için şimdiden çalışmalar yürütmekteyim. Benim gibi hayaller kuran herkesin günün birinde hayallerinin gerçekleşmesini dileyerek cümlelerimi sonlandırıyorum. 

Yorumlar